11 Mayıs 2012 Cuma

Bir Hanımın Evde Geçen 24 Saati







Hayırlı Cumalar 
Bugünkü yazımız biraz uzun ama sabredip sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim...

Hanımların sık sık maruz kaldığı bir söz var. Hani, beyler, işler yolunda olmadığı zamanlar bu silâhı sıkça kul­lanırlar; “Hanım, bütün gün evdeydin! Ne yaptın?” derler.Şu, bütün gün evde rahat rahat oturan, hiçbir iş yapma­yan ev hanımlarına bakalım, neler yapıyorlarmış. Kim bilir, beyler belki bundan sonra artık bu sözü kullanmaktan vaz­geçerler, belli mi olur?Diyelim ki kadın kahramanımızın üç çocuğu var…Sabah saat 6, bebeğin mama saati. Yedir, altını değiştir derken saat 7 olmuş. Oğlunun kalkma saati. Bebeği yatağına bırakıp oğlunun odasına koşuyor. Onu yedir, okula hazırla derken saat 7:30 olmuş. Servis kapıda: “Hay Allah, bugün de geç kaldık!” Bu arada, yatağa bıraktığı bebeğin yanına koşuyor. Onunla ilgilen, uyutmaya çalış derken bir de bakmışsın saat 8′i geçiyor. Eşinin kalkma, işe gitme saati çoktan gelmiş. Onu kaldır, kahvaltısını yaptır, saat 9′a doğru yolcu et. Tam kapıyı kapatacak ki, küçük kız “Anne!” diye sesleniyor. He­men onun odasına koş. O da ne? Kardeşi oldu olalı altını ıslatıyor. Hemen alıp banyoya götür, üzerini değiştir, yatak ör­tülerini çamaşır makinesine at. “Bugün çok şükür çamaşır yok” derken banyo birden çamaşırla doluyor. Bu arada be­bek uyumuşsa şanslı günü, eğer o da bir taraftan ağlıyorsa eli ayağına dolanıyor. Küçük kızı yedir derken tekrar bebe­ğin mama saati. Bütün bu koşuşturmalar arasında saatin na­sıl geçtiğinin farkında bile değil: “Vakit nasıl da geçmiş!”Birazdan oğlu gelecek. Öğle yemeğini ocağın üzerine koymak gerek. “Ne pişirsem acaba? Bir şey de beğenmez ki! Mızmızlanır. Ama olsun, yine de bir şeyler yapmalı…” Oca­ğa bir şeyler koyup düşünür. Ev savaştan çıkmış gibidir. Acaba hangi odadan başlasa?.. Yatak odasından mı, çocuk odasından mı, mutfaktan mı, yoksa çamaşırların dolu oldu­ğu banyodan mı? Odalar arasında koşuşturup şöyle etrafı bir düzeltip mutfağa yemeğe bakmaya giderken kapı zili ça­lıyor. “Ne çabuk saat yarım olmuş!” Oğlu kapıda. “Anne ben geldim!” Tekrar onun üzerini değiştir, yedir. Küçük kızı yedir, bebeği doyur, uyut.Tam kalkıp yarım kalan işleri yapacakken oğlu “Anne, derslerimde yardım eder misin?” der. Ona yardım ederken, diğer taraftan da uyumamak için huysuzlaşan bebeği ayağında sallar… “Bugün ne kadar yaramazlık yaptı! Gazı var herhalde…”Onu yatağına koyar ve zamanla yarışmaya başlar. Derken aklına makinede bekleyen çamaşırlar gelir. Akşam yemeğini düşünürken çamaşırları serer. Sererken de kendi kendine konuşur: “İyi ki şu otomatik makine icat edildi. Neydi önceleri! Bezi yıka, hadi olmadı kaynat, hadi bu da oldu çocuk pişik olmasın diye onları tek tek ütüle… Ne zor şu kadınlık! Üstelik de nankör bir iş. Yaparsın, yaparsın, sonra da beyin gelir ‘Bütün gün ne yaptın?’ der.Neyse, şim­di bunları düşünmenin sırası değil.” Mutfağa geçer. Öyle ya, bey birazdan gelir ve daha kapıda “Hanım, ne pişirdin?” der. “Pişiyor” dese, “İnsaf yani, bütün gün ne yaptın, bir ye­meği de mi yapmadın?” diyecek. “Daha beter sinirlerim bo­zulmadan iyisi mi yemeği hazır edeyim.” Tabiî, bu arada kü­çük kız, annesinin bacaklarında, “Süt isterim!” diye tutturur. Kardeşi oldu olalı kıskançlığı üzerinde. Onun sütünü ısıtır­ken bebek yatağından avaz avaz bağırmakta… “Oğlum, kar­deşine biraz baksana!” Bakarsa ne âlâ, ne hoş; yok eğer bak­mazsa küçük kız sütünü içene kadar ağlayacak.Aradan zaman geçmiş, evin erkeği gelmiş. Hanım derin bir nefes alır: “Hiç değilse bebeği verir, rahat bir yemek ha­zırlarım.” Ama ne mümkün! Evin erkeği ondan daha baskın çıkar: “Hanım, bugün o kadar çok yoruldum ki yemeği ye­dikten sonra hemen yatacağım.” Neyse, akşam yemeğini yi­yen bey, büyük bir savaştan çıkmış gibi kendini kanepeye zor atar. Artık uyumak üzeredir ki, bir ara gözleri zorla açı­lır: “Hanım, yarın önemli bir toplantım var. Takım elbisele­rim hazır mı?” “Birazdan hazırlarım.” Bey hemen sinirlenir: “Şimdi zamanı mı? Bütün gün yapmadın da…” Bütün gün odalar ve çocuklar arasında koşturan kadını çileden çıkartan sözler… Öyle ya, bütün gün boş boş oturdu!Oysa erkek mesai saati bittiği zaman evine gelip ertesi sa­baha kadar dinleniyor. Ya kadın öyle mi? O 24 saat mesai ya­pıyor! Hele evde bir de bebek varsa, o kadın kim bilir bir ge­cede kaç defa kalkıyor, uykusu yarım kalıyor.Hattâ bebek ağladığı zamanlar bile beylerin hemen söyledikleri bir söz vardır:
“Hanım, şunu al da başka odaya götür. Ben yarın işe gi­deceğim, sen nasıl olsa bütün gün evdesin, yatıp uyursun.” Düşünmezler ki, bu koşturmaca arasında kadın ne za­man uyuyacak?İşte erkeğin nazarında bütün gün boş oturan kadının 24 saati…Aslında insaflı davrandık; çünkü bir kadının evde yaptığı işlerin bir bölümü bunlar…Bunları anlatırken yaptıklarımızdan asla şikâyetçi değiliz.İstedik ki, hayat yolunda beraberce koşan karı koca, birbirle­rinin yapmış oldukları işleri küçümsemesinler. Kadın beyine “Sen ne yaptın?” deyip onun yaptıklarını, erkek de hanımına “Sen bütün gün ne yaptın?” diye onun yaptıklarını küçümsemesin. Birbirlerini takdir etsinler, birbirlerine güzel sözlerle iltifat etsinler. Bütün gün dışarıda stres içinde olan erkeği kadın güleryüzüyle rahatlatsın, bütün gün de ev işi ve çocuklar arasında buna­lan kadını tatlı, lâtif sözlerle erkek hoş tutsun.Bütün gün evde sıkılan kadın, ister istemez eve gelen eşinden ilgi ister. Yorgunluğun üzerine kendini kanepeye zor atan bir erkek, ister istemez kadını çileden çıkartır. Hani derler ya: “El yarası çabuk geçermiş de dil yarası öyle kolay kolay geçmezmiş.” Herhalde el yarası yüzeyde, dil yarası gönülde, tâ yürekte olurmuş.Aslında beyler, hanımları anlamak için fazla değil, bir gün nöbet değişikliği yapsalar yeterli! Bakalım o zaman kaç erkek akşama kadar bu görevde dayanır kalır?Evin beyi bir gün evine, cennetine gelirken işinde yaşadı­ğı olumsuzlukları dışarıda bıraksa, sünnet üzere evine gelse, her zaman değil, ama ara sıra eşine bir çiçek getirse… Bunlar acaba çok mu zor şeyler? Zor mu, pahalı mı, bunu bilemem; ama bildiğim şu ki, uzatacağınız bir çiçek sevgiyi çoğalta­caktır.(not:Çiçek semboldür.)Erkeklere haksızlık yaparak onları yargılamak niyetinde değiliz. Onların yaptıkları da kolay değil. Önceleri “Ekmek aslanın ağzında” derlerdi; şimdilerde ise, ekmek aslanın midesine inmiş durumda… Büyük şehirde yaşıyorsanız, zaten eve gelinceye kadar trafik insanda moral diye bir şey bırakmayacaktır. Erkekler, kendi açılarından haksız değil; fakat kadınlara göre, zorluklara karşı daha dirençliler..Ne dersiniz, saygıdeğer beyler? Bir gün işten geldiğiniz zaman eşinizi takdir etseniz, o hanım kesinlikle yorgunluk hissetmeyecek, ertesi gün evine, çocuklarna daha bir mutlu­lukla hizmet edecektir. Zaten hizmet etmek kadının yaratılı­şında var olan bir şeydir. Kaç kadın eşine, çocuklarına hiz­met etmekten şikâyet eder ki?.. Hele hele kadın gibi karşılık­sız seven, fedakâr bir varlık, üstelik de çocuklarına, eşine hizmeti ibadet sayan Müslüman kadın için…Hep veren, fedakârlık eden bir taraf olmamalıdır. Aynı hayatı ikisi de paylaşıyor. Eğer evlilik iki insan arasında ger­çekleşen bir beraberlikse, her ikisinin de yeri ve zamanı gel­diğinde anlayışlı olması gerekir.İşte beye düşen görev, çilekeş ve vefalı hanımını takdir et­mek, onun gönlünü almaktır. Bunlar ne kadından bir şeyler kaybettirir, ne de erkekten; bilâkis onlara çok şeyleri kazan­dırır. Neleri mi? “Ailenin temeli” olan sevgiyi, saygıyı…

Az kazanç mı bunlar?


                                           


Hiç yorum yok:

}